Son mesaj - Gönderen: REİS - Cuma, 10 Nisan 2009 20:49
ÇETİKÖREN KÖYÜ WEB SİTESİ
Son Haberler
cetikören.com
BOLU'YU TANIYALIM

BOLU HAKKINDA GENEL BİLGİ




Karadeniz Bölgesi'nin Batı Karadeniz Bölümü'nde yer alan Bolu, kuzeyde Karadeniz ve Zonguldak, doğuda Çankırı ve Ankara, güneyde yine Ankara ve Eskişehir, batıda Bilecik ve Sakarya illeri ile çevrilidir. Karadeniz ile İç Anadolu arasında, çok engebeli ve dağlık bir alanda yer alır. Yüzey şekillerini Batı Karadeniz Dağlarının uzantıları ile bu yükseltiler arasında kalan çukur bölgeler belirler. İl sınırları içerisinde, kıyıdan iç kesimlere doğru üç dağ sırası vardır. Bu dağlardaki en yüksek nokta Kızıltepe'dir (1.486 m.). İkinci sırayı oluşturan Bolu Dağları daha yüksektir. Yükseklik Çele Tepesi'nde 1.911 m.ye ulaşır. Üçüncü sıra dağı ise İlin güney ve doğusunu bütünüyle kaplayan, kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu Köroğlu Dağlarıdır. Bunların en yüksek noktası Köroğlu tepesi'dir (2.499 m.). Bu dağlık alanda çok sayıda yayla bulunmaktadır. En önemlileri Bolu Dağlarındaki Mengen ve Bolu yaylaları, Köroğlu Dağlarındaki Gerede, Kıbrıscık, Seben, Mudurnu ve Göynük yaylalarıdır.
İl sınırları içerisinde, Efteni, Filyos ve Sakarya olmak üzere üç su toplama havzası vardır. Efteni Havzası, Efteni Gölü'ne dökülen Aksu, Asar Suyu ve Uğur Suyu ile gölün sularını Karadeniz'e boşaltan Büyük Melen'i kapsar. Abant Gölü'nün ayağı olan Büyüksu (Bolu Suyu) ve Ulusu Filyos Havzası'nın sularıdır. Sakarya Havzası'nın ise başlıca suları Mudurnu Çayı, Aladağ Suyu ve Göynük Suyu'dur. Bolu'da bir çok da göl bulunmaktadır. Abant ve Efteni gölleri dışında, Çağla Gölü, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Karagöl ve Karamurat Gölü bu göllerden başlıcalarıdır.Ayrıca Mudurnu ve Büyüksu çayları üzerinde kurulmuş olan Gölköy Barajı ile, Küçük Melen Suyu üzerindeki Hasanlar Barajının oluşturduğu göller de önemlidir. İl alanının %9'u ovadır. Bu ovalardan en önemlisi ilin kuzeybatısındaki Düzce Ovasıdır.Ayrıca Bolu, Gerede, Himmetoğlu ve Mudurnu ovaları da önem taşımaktadır. Yüzölçümü 8.294 km2 olup, toplam nüfusu 270.654'dür.
İstanbul ve Ankara'yı birbirine bağlayan karayolu üzerinde bulunuşu Bolu'nun sosyo-ekonomik yapısını olumlu yönde etkilemiştir. Bolu'nun ekonomisi tarım, ormancılık, hayvancılık ve turizme dayalıdır. tarımsal ürün olarak, baklagiller, sanayi bitkileri, buğday, arpa, mısır, fasulye, şeker pancarı, tütün, patates, fındık ve meyve üretilmektedir. Bitkisel üretimden sonra ormancılık önemli bir ekonomik güçtür. İl yüzölçümünün yarısını kaplayan ormanlarda karaçam,sarıçam, göknar ve kayın ağaçları çoğunluktadır. Ayrıca orman ürünlerini işleyen sanayi kuruluşları da bulunmaktadır. hayvancılık güneydeki dağlık kesimde yaygındır. Mera hayvancılığı yapılan ilde, en çok koyun, sığır, tiftik keçisi ve kıl keçisi beslenir. Kümes hayvancılığında da büyük bir gelişim yakın zamanlarda başlamış ve bir çok tavuk çiftlikleri kurulmuştur. Bolu Dağı'nın batı yamaçlarında arıcılık, ırmak ve göllerinde de balıkçılık yapılmaktadır. Alabalık ve sazan ön plandadır.

Bolu topraklarında linyit kömür yatakları oldukça zengindir. Kalorisi yüksek olan Bolu linyitleri çeşitli kuruluşlar tarafından işletilmekte, kükürt oranının fazlalığı da sanayide kullanılmasına neden olmaktadır. Ayrıca kahverengi ve siyah desenli mermerler, alçı taşı üretimi de ihraç malzemesidir.

Zengin bir turizm potansiyeline sahip olan Bolu'da Köroğlu Dağları'ndaki Kartalkaya, Sarıalan başlıca kayak ve dinlenme merkezleridir. Abant Gölü ve Yedigöller yörenin turistik bölgeleridir. Bu nedenle de Yedigölleri çevreleyen geniş bir alan ulusal park ilan edilmiştir. Büyük ve küçük kaplıca, Efteni, Babas, Bağlum, Sarot kaplıcaları ile Dernin Hamamı bölgedeki termal kaynaklarıdır.

Bolu ve çevresinde bulunan Eski Çağ kültürlerinin izleri, mimari kalıntılar, heykeller ve çok sayıda lahit ile kitabeler ilin tarihi ile ilgili yeterli bilgiyi vermektedir. Buna göre; Bithynion ismi ile kurulan bir İlk Çağ kenti olarak kurulan Bolu'ya İmparator Cladius zamanında Onun isminden ötürü Cladiopolis denilmiştir.
Eski Bolu'nun bugün Bolu Müzesinin bulunduğu tepe üstü alanda ya da, yöre halkının Eskihisar/Hisartepe dedikleri alanda yer aldığı kesinlik kazanamamıştır. Yöre, Lydia Krallığının sınırları içerisinde kalmış, Anadolu'yu işgal eden Persler Büyük İskender'in Anadolu'ya gelişine kadar buraya egemen olmuşlardır. Çevrede bulunan bazı kalıntılar Hititlerin de bu bölgeye kadar uzandıklarına işaret etmektedir.

Bithynion’un, Bithynia krallarından I.Nikomedes (İÖ.280-260) ya da Ziaela (İÖ.260-228) döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Bithynion’a yerleşen halk Bithynia’nın yerlisi değil, Yunanistan’da Arkadia bölgesindeki Mantineia kentinden gelme göçmenlerdir.Bithynia kralları kendilerinden önceki karia kralı Mausolos’un yaptığı gibi, kendi ülkelerini Hellenleştirme politikasını izlemişlerdir. Bithynhlerden sonra, yöre Romalıların egemenliğine geçmiştir. Strabon, Bithynia’nın iç kısımlarında, Tieion’un üst tarafında kurulmuş olup, sığırlar için en mükemmel otlak olan ve Salanites peynirinin yapıldığı Salona etrafındaki toprakları da içine alan Bithynion ve aynı zamanda Bithynia’nın merkezi olan (Bithynion) ve çok geniş ve verimli olduğu halde, yazın sağlık için hiç de iyi olmayan bir ova tarafından çevrili bulunan Askania gölünün kenarında kurulmuş Nikeia'nın yer aldığından söz etmektedir.
Antik Bithynion, Batısında Kieros/Prusias ad Hypium, doğusunda ise Paphlagonia yolu üzerindeki Krateia yer almaktadır. MS.I. yüzyılda Bithynion ismi terk edildi. İmparator Claudius (41-54) kendi adına aynı yerde yeni bir şehir kurdurmuştur. Günümüze ulaşan kalıntılardan anlaşıldığına göre bu şehir Bithynion’un kalıntıları üzerinde kurulmuştur. MS.II.yüzyılda Claudiopolis kenti, en ince ayrıntısına kadar bir Roma kenti özelliğini yansıtmaktadır. Claudiopolis’in güneyinde Olympus Bithynicus, Ala Dağ eteğindeki sıcak su banyoları da Plinius ile Traianus arasındaki bir mektuba konu olmuş, bu kaplıcaların yapımında kullanılacak bir mimar istenmiştir.
Roma İmparatoru Hadrianus (117-138) da bu kente özel ilgi göstermiş, Claudiopolis onun döneminde daha da gelişmiştir. Claudiopolis, Roma’nın dörtlü idare zamanında da önemini korumuştur. Nicomedia’nın doğu başkenti olarak seçilmesinin de bunda önemli rolü vardır. Diocletianus zamanında Hıristiyanlık Bithynia’da kalıcı bir suretle yayılmaya başlamış, Romalılar bu din taraftarlarına eziyette bulunmuştur. Buna rağmen paganizm Hristıyanlık karşısında tutunamamış, kısa zamanda Bithynia’nın bir çok yerine kiliseler yapılmıştır. Claudiopolis, Heracleia ve Prusias ad Hypium gibi merkezlerde de büyük kiliseler yapılmış, ancak bunların hiç biri günümüze kadar gelememiştir.
Bolu’da belirgin bir Roma dönemi yapılarına rastlanmamaktadır. Kentin Osmanlılar döneminde kuruluşu sırasında, bunların büyük bir kısmının tahrip edildiği sanılmaktadır. Yalnızca, temel kazılarından rastlantı sonucu Roma dönemine ait mimari yapı kalıntıları ile çeşitli buluntular çıkmaktadır.

Bolu, Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesinden sonra Bizans İmparatorluğunun payına düşmüşse de eski önemini bu devirden itibaren kaybetmiştir. VII.ve IX. yüzyıllar arasında Anadolu içinde batıya yönelen Araplar, sarp dağlardan ötürü buraya ulaşamamıştır. XII.yüzyılda Anadolu Selçukları, ardından İlhanlılar bütün bu yöreyi ele geçirmişlerdir.
Orhan Gazi tarafından Bolu ve yöresi ele geçirilmiş, Sultan Yıldırım Beyazıt tarafından şehir imar edilmiş, hanlar, hamamlar, yollar ve camiler yapılmıştır. Timur'un Anadolu istilasından sonra Bolu yöresi, İsfendiyaroğullarının eline geçmiş, Sultan II.Murat zamanında da Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Osmanlı- Çandaroğlu, sonra İsfendiyarlılar zamanında, sık sık bu bölgede egemenlik mücadeleleri olmuştur. XVI.yüzyılda yaşamış ve Bolu Beyi'ne baş kaldırmış halk ozanı ve destan kahramanı Köroğlu da Bolu'da yaşamıştır. El-Ömerî ve İbn Batûta da Bolu ile ilgili bilgiler vermektedir. İngiliz Gezgin Richard Pococke, Bolu'ya gelmiş, şehrin kurulduğu yerin topografyasını anlattıktan sonra bazı bilgiler vermiştir. Şehrin kısmen bir tepenin batı ve güney yamaçlarında kurulu olduğunu belirttikten sonra tepede eski tarihlerden kalan duvar kalıntılarını, bir çok yazılı kaideyi gördüğünü belirtmiştir.

Osmanlı döneminde Bolu, uzun süre önce Anadolu ve daha sonra da Kastamonu eyaletinin ilçe merkezi olmuştur. Yapılan idari düzenleme sonunda 1867'de Kastamonu'nun bir sancağı olmuş, II. Meşrutiyetten sonra Bolu-Viranşehir ismiyle yeniden sancak haline getirilmiştir. Milli Mücadele sırasında çeşitli ayaklanmalara sahne olmuş, Cumhuriyetin ilanından sonra da İl haline getirilmiştir.

Bolu'da günümüze gelebilen eserler arasında, İl merkezinde Bithynion'a ait olduğu sanılan bir çok kalıntı ile karşılaşılmıştır. Ancak bunların üzerinde Osmanlı yerleşimi olduğundan yeterli bir araştırma yapılamamıştır. Rastlantı sonucu bulunan Antik Çağlara ait eserler Bolu Müzesi'ndedir. MS.130-138 arasında İmparator Hadrianus'un yaptırdığı Antionos Mabedi, Yıldırım Beyazıt'ın 1300'lerin sonlarına doğru yaptırdığı Yıldırım Beyazıt Külliyesi, Kadı Camisi (XVI.yüzyıl), Saraçhane Camisi (1750), İmaret Camisi ve Medresesi (XVI.yüzyıl), Karaköy Cuma Camisi (1562), Tabaklar Camisi (1897), Ilıca Camisi (1510-1511), Karaçayır Camisi (1571), Gölyüzü Türbesi, Aktaş Türbesi, Yozgat Kasım Dede Türbesi, Taşhan (1804), Tabaklar Hamamı (XVI.yüzyıl), Orta Hamam (1388), Sultan Hamamı (XVI.yüzyıl) İlin belli başlı tarihi yapılarıdır.
[B]
İLÇELERİ

Dörtdivan: İlçede Yağbaşlar Köyün'de Bizans kale kalıntıları vardır. Yukarısayık ve Sorkun köyleri arasında bir tepede Himmet Dede Türbesi, Kılıçlar köyünde Kırklar Türbesi, Çalköy'de Şehriban Nine Türbesi, Merkez Camii yanında Secamehmet Dede Türbesi bulunmaktadır.Ayrıca Yağbaşlar Köyü Mürseller mahallesinde Ayvadibi Şifalı Suyu bulunur.Her yıl Temmuz ayı içinde Dörtdivan yaylalarında Köroğlu Şenlikleri yapılmaktadır.Çalköy, Çetikören, Karaçayır, Kapaklı ve Kirazlı en önemli yaylalarıdır.

Gerede: Asar Kale, Keçi Kalesi Kalıntıları, Kiliseli Han diye bilinen tarihi tüccar hanı, Yukarı Tekke Camii, Aşağı Tekke Camii Türbesi, Yıldırım Beyazıt Camii, Esentepe'deki Ramazan Dede Türbeleri, gezilip görülebilecek tarihi eserler ve yerlerdir. Esentepe bölgesinde kışın kış sporları ve kayak yapmak mümkündür. Ayrıca yaz aylarında çim kayağı yapma imkanı vardır. Her yıl Temmuz ayı içinde Esentepe'de geleneksel "Esentepe Yağlı Güreşleri" yapılır.Şehrin kuzeyinde Esentepe, Arkut Dağlarında yaylalar başlıca mesirelik alanlardır. Özellikle Gerede Yaylaları yayla turizmine çok uygundur. Gerede'nin güneyinde ise 1200 - 1500 m. yüksekliklerde bulunan yaylalardan en önemlileri Haşat, ve Zorpan yaylalarıdır.

Göynük: 20. yüzyıl başlarına ait eski Türk evleri bakımından zengindir. Göynük İlçesi, sahip olduğu 110 adet tarihi konut, 17 cami, türbe, çeşme ve hamam olmak üzere toplam 127 adet sivil mimarî eser sebebiyle "Kentsel Sit Alanı" ilân edilmiştir. Göynük'te ayrıca 1922 yılında yapılan 3 katlı Zafer Kulesi bulunmaktadır. Çubuk Yaylası, Arıkçayırı Yaylası, Bulanık Yaylası, Değirmenözü Yaylası, Hacımahmut Yaylası en önemli yaylalarıdır. Sünnet Gölü, Çubuk Gölü ve Çatak Köyü Kaplıcası görülmesi gereken turistik yerlerdir.

Kıbrıscık: Yaylaları ile ünlüdür. Köroğlu Dağlarının güney yamaçlarındaki düzlük alanlarda yer alan yaylalardan Belen, Karaköy, Kökez, Bölücekkaya, Kardoğan ve 1825 m. yükseklikte bulunan Devevira en önemlileridir. Kıbrısçık- Beypazarı yolu üzerinde bulunan Karagöl, bir hektar genişliğinde oldukça derin bir göldür. Çevresi tamamen ormanlık olan gölde kamp yapmak için çok güzel yerler vardır. Gölde çok sayıda yaban ördeği olmasından dolayı avcıların uğrak yeridir. Göl kenarında bulunan bungalov tipi evlerde konaklama imkânı vardır.

Mengen: Mengen ormanlık bir bölgedir ve yüksek yaylaları bulunmaktadır. Başlıcaları; Soğucak, Akçakoca, Bürnük, Sırıklı, Çukur Yayla, Göl Yaylası, Aktepe, Ağalar, Küçükkuz, Civcivler, Mamatlar, Elemen ve Afşar Yaylalarıdır. Ödek, Kemal Savaş, Şirinyazı ve Hızarderesi Göletleri önemli mesire yerleridir. Mengen'in en büyük özelliği; çok ünlü aşçılar yetiştirmesidir. Her yıl Eylül ayının ilk haftasında geleneksel "Mengen Aşçılar ve Turizm Festivali" düzenlenmektedir.

Mudurnu: İl merkezine 52 km uzaklıktaki Mudurnu İlçesi eski Türk evleri bakımından önemli bir özelliğe sahiptir. İlçede bulunan 165 adet ev ve 8 Cami, çeşme ve hamam olmak üzere toplam 173 adet mimari değeri yüksek yapı nedeniyle "Kentsel Sit Alanı" ilan edilmiştir. Türk sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri ise "Armutçular Konağı" dır. İlçe sınırlarındaki Sülük Gölü, Karamurat Gölü, Ümran Tepesi ve yaylalar halkın dinlenme yerleridir.
Mudurnu'ya 5 km. mesafede bulunan Babas Kaplıcası'nın metabolizma hastalıkları ve hafif diabetliler üzerinde olumlu etkileri vardır. Konaklama tesisi bulunmaktadır. Mudurnu'nun 30 km. kuzeybatısında yeralan Sarot Kaplıcası Taşkesti - Ilıca Köyü hudutları içerisindedir. Bolu ili dahilinde bulunan bütün maden sularından ayrı bir özellik taşıyan kaynak, sıcak ve sülfatlıdır.

Seben: İl merkezine 52 km uzaklıktaki Seben İlçesi Kiraz Dağı çevresinde toplanmış, ortalama 1400 m. yükseklikteki yaylalarla çevrilidir. Bu yaylaların en önemlileri Gerenözü ve Kızık yaylalarıdır. Kızık Yaylasının evleri, değişik mimarisiyle dikkati çeker. Bu evler hiç çivi kullanmadan, çam ağaçlarından çatkılı, kenetleme ve birbirine geçme şeklinde yapılmıştır. Yerden yüksekçe yapılmış merdivenler, geniş ocakları ve kendine özgü eşyaları ile bu evler değişik özellikler taşırlar.
Seben İlçesinin 14 km. güneyinde, Kesenözü Köyünde bulunan Bağlum Kaplıcaları mide, safra kesesi, solunum ve dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri olduğu bilinmektedir.

Yeniçağa: İl merkezine 37 km uzaklıktaki Yeniçağa İlçesi Ankara-İstanbul karayolu üzerindedir. İlçenin hemen kıyısında uzanan Yeniçağa Gölü kıyı boyunca uzanan ağaçları ile güzel bir mesire yeridir. Gölde tatlı su balıklarından karabalık avlanabilir.

TARİHİ

Bolu'nun ilk sakinleri Hititlerdir. M.Ö. 1211 senelerinde bütün Hitit toprakları gibi Bolu da Frigyalıların eline geçti. Frigyalıları yenen Lidyalılar Bolu'ya sahib oldular. Persler M.Ö. 6. asırda (546 senesinde) Lidyalıları yenince kısa bir müddet bölgeye hakim oldular. 200 sene Misya ve Patlagonya isimleri altında genel valilerle idare ettiler. M.Ö. 336'da Makedonya Kralı Büyük İskender, Persleri yenerek Anadolu'nun birçok yeri gibi Bolu'yu da ele geçirdi. Büyük İskender'in ölümü üzerine Makedonya Krallığı yıkılınca, Anadolu'nun bazı yerlerini Yunanlı olmayan fakat Yunan kültürü altında kalan milletler ele geçirdiler. Bugün bazı Afrika ülkelerinin resmi dili İngilizce ve Fransızcadır. Fakat bu ülkenin İngiliz ve Fransız milletiyle ilgisi yoktur. İşte o zamanda Yunanca konuşan, fakat Yunanlılıkla ilgisi olmayan bazı milletler, Anadolu'nun bazı bölgelerine hakim oldular. Bolu'da da Bitinya Krallığı kuruldu. M. Ö. birinci asırda Pers asıllı fakat Yunanca konuşan Pontus Devleti saldırınca, Bitinya'nın son kralı Üçüncü Nikomedes Romalıları yardıma çağırdı. Pontus Krallığı yenildi. Bitinya Kralı Üçüncü Nikomedes ölünce vasiyeti icabı Bolu bölgesi Roma İmparatorluğuna katıldı. Roma 395 senesinde ikiye parçalanınca Bolu, Doğu Roma'nın yani Bizans'ın payına düştü.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler, Anadolu'nun batısına doğru ilerlemeye devam ettiler. Alparslan'ın oğlu Melikşah, Süleyman Şahı Kızılırmak ile İstanbul arasındaki bölgeyi almaya memur etti ve bölgeye yerleştirilmek üzere Türkistan'dan gelen 100.000 Türkmen verdi. Bolu, bölgeye yapılan akınlar sırasında Horasanlı Aslahaddin tarafından fethedildi. 1074'te Bolu'ya yerleşen Türkmenler, Bizanslıların çok önceleri Balkanlardan getirdikleri Bulgar, Peçenek, Uz ve Kuman Türkleri ile kolayca kaynaştılar. Bolu ve köyleri tamamen Türkleşerek Türk isimleri aldılar. Dadurga, Salur, Karken, Yenice, Çatak, Berk, Karaceli, Bayındır, Yuva ve daha pekçok yerin ismi hep Türk boylarının isimleridir.
Balkanlardan gelen Türkler Hıristiyanlaşmış, fakat Türkçe lisanını, örf ve adetlerini unutmamışlardı. Bunlar kısa zamanda Müslüman oldular. Selçuklu Devletinin komutanları Artuk, Tutuk, Danişmend, Karatekin ve Saltuk beyler, Süleyman Şahın emrinde İstanbul sınırına dayandılar. Haçlı seferlerinde kısa bir müddet Bolu'ya Trobzon Rum İmparatorluğu hakim oldu ise de, bölgedeki halk Türk olduğundan bu işgal kısa sürdü. 1197'de Bolu ikinci defa fethedildi. Selçuklu Devleti yıkılınca (1308) bir ara Bolu Moğolların eline geçti. Osmanlı Devleti kurulunca, Osman Gazi zamanında Bolu, Göynük, Mudurnu ve Taraklı Konuralp tarafından fethedildi. Orhan Gazi zamanında ise Akçakoca, Kandıra, Düzce ve Üsküb fethedildi. Timur Hanın Ankara Savaşı zamanında Bolu, Candaroğulları (İsfendiyaroğulları)nın hakimiyetine geçmişse de, İkinci Murad Han zamanında yeniden Osmanlı Devletinin idaresine geçti. 1324-1694 arasında sancak olarak idare edildi. Bu tarihten sonra Voyvodalık haline getirildi. Kanuni şehzadelik devrinde Bolu'da valilik yaptı. 1811-1864 arasında tekrar bağımsız sancak haline geldi. Kütahya'daki Anadolu Beylerbeyliğine bağlı 14 sancak (vilayet) merkezinden biri oldu. Tanzimattan sonra, sancak olarak Kastamonu'ya bağlandı. Birinci Dünya Harbinden sonra düşman istilası görmediyse de maddi zarar gördü. Nüfus ve ticareti azaldı. Cumhuriyet devrinde vilayet oldu. Son senelerde yeniden her sahada gelişmeye başlamıştır.

COĞRAFİ BİLGİLER


Fiziki Yapı:Bolu ilinin toprakları jeolojik bakımdan yerleşmemiş genç topraklar üzerindedir. Saroz Körfezinden Aras Vadisine kadar devam eden ve Bolu'nun da üzerindebulunduğu çöküntü alanı, Türkiye'nin en önemli deprem kuşağı üzerindedir. Bu bölgede sık sık depremler olur. Topraklarının % 60'ı dağlarla, % 30'u plato ve yaylalarla ve % 10'u ovalarla kaplıdır. Ormanlık bölge % 55'e yakındır.
Dağlar: Kuzey Anadolu dağlarının batıya doğru uzanan kolları, birbirine az çok paralel sıralar halinde devam ederler. En yüksek dağı Köroğlu Dağı (2499 m)dır. Diğer dağlar 2400 metreden alçaktır. Başlıca dağları: Bolu Dağı (1577 m), Sünnice Dağları (1829 m), Abant Silsilesi (1748 m), Kızıltepe (1486 m), Çele Tepesi (1980 m), Naldöken Tepesi (1911 m). Ayrıca Orhan ve Kaplan dağları, Elmacık Dağ, Gül Dağı, Ardıç Dağı, Kapıorman ve Kocaman dağlarıdır. Bolu ile Köroğlu Dağları, dağ sırası teşkil ederler. Başlıca yayla ve platolar ise Melen, Bolu, Gerede, Kıbrısçık, Seben, Mudurnu ve Göynük yaylalarıdır. Bolu'da dağlar çam ormanları ile örtülüdür.
Ovalar: Dalgalı olan Bolu arazisinde ovalar ve yaylalar bütün Anadolu'da olduğu gibi dağ silsilelerinin arasında bulunur. Düzce Ovası; 30 km uzunluğunda, 15 km genişliğinde ve 110 m yüksekliktedir. Bol yağmur alan ve Melen Suyu ile beslenen bu ova çok bereketlidir. 725 m yükseklikte bulunan Bolu Ovasının iklimi serttir. Yağış azdır. Yayla durumundadır. Gerede Ovası, 1300 m yüksekliktedir. Bolu Ovasına nazaran daha çok yağmur alır. Düzce, Bolu ve Gerede ovaları kademe kademe yükselir. Bu ovaların dışında, Mudurnu Ovası, Yeniçağa Ovası ve Himmetoğlu Ovası vardır. Bolu Dağı, Düzce Ovası ile Bolu Ovasını birbirinden ayırır.
Akarsular: Bolu'da çok sayıda dere ve çay olmasına rağmen, büyük bir ırmak yoktur. Küçük dere ve çaylar ise üç havza içinde toplanırlar. Bunlar Sakarya, Filyos ve Efteni havzalarıdır. Başlıca akarsular şunlardır: Bolu Suyu, Abant Gölünden çıkar. Bolu Ovasını sular ve Mudurnu Suyu ile birleşir. Mudurnu Çayı, Abant Dağlarından çıkar. Diğer akarsular ise Büyük Melen, Küçük Melen, Aksu, Asar Suyu, Uğur Suyu, Aladağ Göynük Suyu, Büyük Su, Gerede, Ulusu Çayı ve Çatak Suyudur.
Göller: Bolu ili ormanları gibi gölleri ile de meşhurdur. İrili ufaklı birçok gölleri vardır. Başlıcaları:
Abant Gölü: Turizm merkezi olan Abant Gölü, Bolu'nun en meşhur gölüdür. Etrafı çam ve köknar ağaçları ile süslüdür. Kışın tamamen donar. Yazın bir kısmı nilüfer çiçekleriyle kaplıdır. Gölde Alabalık ve mercan balığı boldur. O kadar berraktır ki, en derin yerinde dipteki taşlar bile görünür. Abant Dağları üzerinde 1325 m yüksekliktedir. Abant çevresinde Kirazlıpınar, Boğazpınarı, İkizpınarı, Bederbeyler kaynak suları vardır. Göl etrafınde nefis kokulu dağ çileği, alıç, kuşburnu, böğürtlen meyveleri ile buraya mahsus senelerce kurumayan “çoban yastığı” bitkisi ayrı bir güzellik katar. Abant Gölünün bu güzelliği yanında önemli bir yanı da etrafındaki bitkilerin meydana getirdiği ve insanı adeta heyecanlandıran temiz ve esans gibi kokan havasıdır. Çağa (Yeni Çağa) Gölü: Çağa Ovasının ortasındadır. 989 m yükseklikte ve etrafı ağaçlıktır. Göl kuşları ve karabatak vardır. (Melen) Efteni Gölü: Düzce Ovasında, 25 km2 alana ve 8 m derinliğe sahip bir göldür. Kara ve sarı balık bulunur. Gölcük Gölü: Orman işletmesinin yaptırdığı sun'i bir göldür. Manzarası çok güzeldir. Çubuk Gölü: Göynük yakınındadır. Gölde balık, göl civarında ise av hayvanları boldur. 15-20 hektar civarındadır. Derinliği 13 metredir. Sünnet Gölü: Göynük civarında derin bir çukurun dolması ile meydana gelmiştir. Fevkalade bir manzarası vardır. En derin yeri 22 m olan göl, 18 hektarlık bir alanı kaplar. Denizden yüksekliği 820 metredir. Karagöl: Kıbrısçık-Beypazarı yolu üzerinde olup, etrafı ormanlık, bataklık ve sazlıktır. Çok sayıda yabani ördek bulunur. Gölde balık yoktur. Karamurat Gölü: Mudurnu yakınlarındadır. Dağlarla çevrilidir. Etrafı sazlık ve içi balıkla doludur. Hasanlar Baraj Gölü: Düzce Ovasını sulamak için Küçük Melen Çayı üzerinde kurulan bir baraj gölüdür. 42.5 kilometrekarelik bir alanı kaplar. Bolu gölleri içinde en büyüğüdür. Gölköy Baraj Gölü: Bolu yakınında olup, Mudurnu Çayı ve Büyüksu üzerinde kurulan bir baraj gölüdür. Yedi Göller: Bolu'nun eşsiz orman güzelliği yanında dağlar arasında serpilen gölleri de ayrı bir güzelliktedir. Abant Gölünden sonra en güzel olan göl Yediler Gölüdür. Göynük yakınında 500-600 hektarlıkbir arazide bulunan bu göller 1965'te “Milli Park” haline getirilmiştir. 800-900 m yükseklikte dördü büyük ve üçü küçük yedi gölden ibarettir. En büyüğü olan Büyük Göl 22 dekar yüzölçümünde ve 15 m derinliktedir. Suları birbirlerine şelalelerle akan, etrafı bir ağaç denizi olan ve yüzlerce yeşil rengin kaynaştığı bir yerdir. Sandallarla gezinti yapılıp etrafında kamp kurulur. Göller arasında 50-60 m yükseklik farkı vardır. Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, İncegöl, Sazlıgöl ve Küçükgöl isimlerindeki bu göller heyelan gölleridir. Göllerin etrafı kayın, meşe, karaçam, köknar, karaağaç ve ıhlamur ormanları ile çevrilidir. Bu göllere “Yedi İnci” de denir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bolu'nun iklimi deniz iklimi ile iç Anadolu'nun kara (bozkır) iklimi arasında bir geçiş alanıdır. Her iki iklimin tesiri de vardır. Karadeniz kenarındaki yerlerde yazlar serin ve kışlar ılık geçer. Yaz ve kış arasında fark azdır. İç kısımlarda ise yaz ve kış arasındaki sıcaklık farkı çok fazladır. Hatta gece ile gündüz arasında büyük ısı farkı vardır. Bu kısımda kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Sıcaklık, yaz ve kış aylarında + 39,4 °C ile -31,5°C arasında seyreder. Senelik yağış miktarı 535-1084 mm arasındadır. Yağışın üçte biri kış devresine aittir. Bolu'nun yarıdan fazlası ormanlıktır. Ormanların arazi içindeki oranı % 55'e yaklaşmaktadır. Ormanlar kestane, kayın, kavak, defne, ıhlamur, dışbudak, karaağaç, gürgen, meşe ve 1200 metreden sonra çam ağaçları ile çok zengin ağaç türlerine sahiptir. Topraklarının % 20'si ekili arazidir. Çayır ve mer'alar % 16'dır. İl topraklarının sadece % 10'u tarıma elverişli değildir. Bolu'da meyve ağaçları da çok fazladır.

GEZİLECEK YERLER[/

ŞİRİNYAZI GÖLETİ ( Orman İçi Dinlenme Yeri )Mengen İlçesinin 16 km. kuzeydoğusundaki Bürnük Köyü yakınında bulunmaktadır. Piknik ve kamp yapmak için uygundur. Önceki yıllarda çevresinde gençlik kampları düzenlenmiştir.

GÖLCÜK (Orman İçi Dinlenme Yeri): Bolu'nun 13 km. güneyinde ormanlar arasında suni olarak yapılmış küçük ve şirin bir set gölüdür.

Ulaşım: Göle ulaşım şehir merkezinden kalkan Seben ve Kıbrıscık ilçe minibüsleri ile sağlanabilir. Yaz aylarında ise Kaplıca Birlik tarafından seferler düzenlenmektedir

BEŞPINARLAR ( Orman İçi Dinleme Yeri )Aladağ Bölgesi Beşpınarlar Mevkiindedir. Özel sektörce Ülkemizin ilk ve tek doğa sporları, kamp ve özgüven geliştirme merkezi olarak işletilmektedir.

YEDİ GÖLLER MİLLİ PARKI
Yedigöller Tabiat Parkı, Bolu’ya 45 kilometre uzaklıkta bulunan ve doğal güzelliği ile tatilcileri büyüleyen doğa harikası bir tabiat parkı. Yedigöller ismini yedi gölün bir arada olmasından alıyor. Yedigöller’de, Serin, Büyük, Derin, Kuru, İnce, Nazlı ve Sazlıgöl bulunuyor. Göller arasındaki uzaklık 100 ile 150 metre arasında değişiyor. Göllerin etrafını çam ağaçları çevreliyor.
Bolu Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından Yedigöller Tabiat Parkı’nda bulunan göllerde alabalık üretilirken, alınan bir karar ile üretim durduruldu. Üretilen balıkların büyük bir bölümü Büyük Göl’e bırakıldı. Bu gölde şimdi olta balıkçılığı yapılıyor. Büyük Göl’de alabalığın yanı sıra mercan, gökkuşağı ve kadife balıkları da yaşıyor.Büyük Göl’de balık avlamak isteyen tatilciler, Yedigöller’de bulunan yetkililerden izin alarak olta atabiliyor.Yedigöller’i gölleri dağlardan eriyen karların suları besliyor. Kar suları göllerle buluşmadan önce yüksek kesimlerden akarken onlarca şelale oluşturuyor.

ABANT TABİAT PARKIYeri : Abant Gölü Bolu'nun 34 km. güneybatısında Abant Dağları üzerinde tabii bir göldür.
Ulaşım: Ankara – İstanbul D-100 Karayolunun ve TEM otoyolunun 203. Km.sinden ayrılan 22 km.lik asfalt yol ile ulaşılmaktadır. Bolu’ya 34 km., Ankara’ya 225 km., İstanbul’a 258 km. uzaklıktadır.

YAYLALARI
İlimizde bulunan toplam 383 adet yayla ile Bolu, yaylacılık alanında önemli bir konumdadır. Bolu Yaylaları; Doğu Karadeniz’deki örneklerini aratmayacak nitelikte, ormanlarla kaplı dağlar üzerinde, gür akarsuların geçtiği, yemyeşil ve verimli düzlüklerdir.

Aladağ Yaylaları :Bolu'nun 25 - 30 km. güneyindeki dağ yamaçları üzerinde, yer alırlar. Orman alanları arasında, yemyeşil düzlükleri ile piknik için de ideal olan bu yaylaların çevresinde Orman İşletme Tesisleri, Aladağ İzcilik Kampı ve Göleti ile Beşpınarlar Mevkiinde Ülkemizin tek özgüven geliştirme ve doğa sporları merkezi olan Mountrain Kamping bulunmaktadır. Bölgedeki yaylalar arasında trekking ve dağ bisikleti için uygun parkurlar vardır.

Sarıalan Yaylaları :

Sarıalan

Saraycık YaylasıBolu’nun 20 km. güneydoğusunda Kartalkaya yolu üzerinde, çevresinde 14 yaylanın olduğu bir yayla grubudur. Burada da kamp, piknik, trekking ve konaklamak için uygun yerler vardır. Saraycık yaylası kenarında bulunan gölet ise yöreye ayrı bir güzellik katmaktadır.

Kızık Yaylası Bolu’nun 25 km güneyinde Seben yolu üzerinde bulunan Kızık Yaylasının evleri, değişik mimarisiyle dikkati çeker. Bu evler çivi kullanmadan, çam ağaçlarından çatkılı, kenetleme ve birbirine geçme şeklinde yapılmıştır. Bu evlere merdiven yerine kullanılan kertilmiş tahtalarla çıkılır. Geniş ocakları ve kendine özgü eşyaları ile bu evler oldukça değişik özellikler taşırlar.

At Yaylası Bolu'nun 10 km. kuzeyinde 1150-1250 m. yükseltide 1-2 km. aralıklarla 7 adet yayla bulunmaktadır. Özellikle kirazları ile ünlü olan bu yayla grubunun etrafında meyve bahçeleri vardır. Burada her yıl geleneksel kiraz bayramı şenlikleri yapılır.

Gerede'de Yayla
Gerede'nin güneyinde 1200 - 1500 m. yüksekliklerde bulunan bu yaylalar, Haşat, Zorpan, Yünlü ve Doğu Köroğlu Dağları üzerinde bulunan Dörtdivan yaylalarıdır.

Göynük Yaylaları : 1000-1500 m. yükseltide aynı şeritte sıralanan yaylaların en önemlileri Karabey ve Kaşıkçı yaylalarıdır.

Kıbrısçık Yaylaları : Köroğlu Dağlarının güney yamaçlarındaki düzlük alanlarda bulunurlar. Belen, Karaköy, Kökez, Bölücekkaya, Karadoğan ve 1825 m. yükseklikte bulunan Devevira, Tenbel, Ardalan en önemli yaylalardandır.

Mengen Yaylaları : Mengen İlçesinin doğusunda yer alan başlıca yaylalar; Sarıklı, Soğucak, Akçakoca, Bürnük, Sepetçiler, Çelebioğlu ve Çiftçatak yaylalarıdır.

Mudurnu Yaylaları : İlçenin 12 km. kuzeyi ve Abant Gölü çevresinde yer alırlar. 1550 m. yükseltideki Dedeler, Alpağut, Dodurga ve Dağyolu yaylaları en önemlileridir.

Seben Yaylaları : Kiraz Dağı çevresinde toplanmış, ortalama 1400 m. yükseltide olan bu yaylaların en önemlileri Gerenözü ve Kızık yaylalarıdır. Seben yolu üzerinde Taşlıyayla mevkiinde yapımı devam eden ve yaklaşık 845 hektar alanı kaplayacak olan Taşlıyayla Göleti tamamlandığında, göletin bölgeye turistik hareketlilik kazandırması beklenmektedir.

ORMANLAR VE ANIT AĞAÇLAR

Bolu, ülkemizin en zengin ağaç ve bitki topluluklarına sahip yörelerindendir. Bolu ve çevresi ülkemizin en güzel ormanlarına sahiptir. İl topraklarının % 59’u ormanlarla kaplıdır. Karadere, Seben ve Aladağ ormanları yurdumuzun en zengin ormanları arasındadır. Bolu ormanları Uludağ göknarı, kayın, sarıçam karaçam ve meşeden oluşmaktadır.
Bolu ormanlarında ortalama 1000 metreye kadar kayın, meşe, Uludağ göknarı, karaçam, akçaağaç, karaağaç ve ve kızılağaçlar görülür. 1000 – 2000 metre yükseltiler arasında sarıçam, Uludağ göknarı ve doğu kayınından oluşan ormanlar bulunur. 2000 metreden sonra ise sert iklim nedeniyle bazı bodur ve çalılık tipi ağaççıklar bulunmaktadır. Bolu’nun kuzeyindeki Çele ve Yedigöller’in üst bölgelerinde 1000 metreye kadar karaçam, meşe, kayın ve göknar ormanları, 1000 metreden sonra sarıça, kayın, göknar ve gürgen ormanları bulunmaktadır. Çele Dağlarından Yedigöllere’e inildikçe yapraklı ağaçlar olan gürgen, kızılağaç, akçaağaç, ıhlamur, dişbudak,kızılcık, kiraz, karaağaç, kavak ve söğüt türleri görülmektedir. Seben ve Kıbrıscık yörelerinde İç Anadolu stebine uygun iğne yapraklı göknar, sarıçam, karaçam ve ardıç türleri ile yapraklı ağaçlardan meşe türleri ve yer yer kayın görülür. Göynük ve Mudurnu’da ise genellikle göknar, karaçam, sarıçam, kayın, meşe ve doğal kızılçam ormanları bulunmaktadır. Göynük civarında şimşir ağaçlarına da rastlanmaktadır.
Yapılan araştırmalara göre Bolu’da otsu ve odunsu türlerden toplam 1183 bitki bulunmaktadır. Bu bitkilerden 88 tanesi endemiktir. Soğanlı bitkilerden özellikle mavi çiçekli Abant Çiğdemi ( Crocus Abantensis ) ile sarı çiçekli Ankara Çiğdemi ( Crocus Acyrensis ) Bolu çevresinde görülen endemik bitkilerdendir. Bu özelliklerinin yanı sıra bölgede gerek boyutları, gerekse asırlık yaşları ile çok sayıda anıt ağaç bulunmaktadır. İlimizde ( adet anıt ağaç tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Bunlardan biri de Bolu merkez Saçcılar Köyünde bulunan meşe ağacıdır. 30 m. yüksekliğinde, 9,60 m. gövde genişliğinde ve yaklaşık 1000 yaşındadır. Ayrıca Mengen İlçesi Mamatlar Köyünde ve Örencik Yaylasında Ülkemizin en yaşlı (1000 yaş) ve en kalın gövdeli meşe ağaçları vardır.
İlimiz Çaydurt ve Çakmaklar bölgelerinde bulunan İlimize özgü “ebe karaçamları”nın bulunduğu ormanlık sahalar, “Tabiatı Koruma Alanı” olarak koruma altındadır. Ayrıca Çele bölgesinde de yine İlimize özgü bir ağaç türü olan “Bolu fındığı” nın yoğun ve bir arada bulunduğu ormanlık alan da Milli Parklarca “Tabiatı Koruma Alanı” olarak koruma altındadır. Bölgede Bolu fındığının 140 cm.ye kadar çap ve 30 m.ye kadar boyu olanları bulunmaktadır

AKKAYA TRAVERTENLERİ


Bolu'nun 10 km. güneyinde, Mudurnu yolu üzerinde bulunan travertenler, “Bolu'nun pamuk kalesi” olarak görülmeğe değer güzelliğe sahiptir. Yemyeşil doğa ile bütünleşen bir manzara sergiler. Dinlenmek ve piknik yapmak isteyenler için ideal bir yer olan Akkaya Mevkii, halen özel sektörce işletilmektedir.

TABİAT KORUMA ALANLARI

SÜLÜKLÜ GÖL
Mudurnu İlçesine 50 km. uzaklıkta bulunan göl , Mudurnu - Akyazı yoluna 9 km.'dir. Akyokuşkavağı Köyü sınırları içerisindedir. Günümüzden yaklaşık 300 yıl önce heyelan sonucu oluşan göl Milli Parklarca koruma altındadır ve el değmemiş bir güzelliğe sahiptir. Göle adını veren sülükler ise artık gölde bulunmamaktadır. 6 hektar alanı olan göl, özellikle yaz aylarında doğa severlerin akınına uğramaktadır.

YENİÇAĞA GÖLÜ
Bolu - Ankara Karayolu üzerinde, Yeniçağa İlçe merkezinde bulunan göl, bir çanak gölüdür. 990 m. yükseltideki göl, 2780 dekarlık bir alanı kaplamaktadır. En derin yeri 12 m.dir. Çeşitli su kuşlarının olduğu göl kıyısında, kuş gözlem kulesi bulunmaktadır. Yeniçağa Gölü, göç döneminde özellikle arı şahini, balık kartalı ve angıt gibi kuş türleri için önemli bir konumdadır. Ayrıca göl çevresinde turna, şah kartal, balıkçıl, balaban, saz delicesi, uzunbacak gibi türler doğal yaşam imkanına sahiptir. Tatlı su balıklarından sazan, karabalık ve kerevit çıkan gölde olta ile balık avlanabilmektedir.

ÇAYKÖY GÖLETİ

Göynük ilçesinin 20 km. güneyinde Çayköy yakınındadır. Çevresi ormanlarla kaplı olan gölette sportif olta balıkçılığı ve piknik yapılabilir.

KALE BOLU FINDIĞI
Bolu'ya 35 km. mesafede Yedigöller yolu üzerinde 480 hektarlık alanı kapsayan Kale Bölgesi, 1988 yılında Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiştir. Ülkemizde doğal olarak yetişen ve nesli azalmakta olan Bolu Fındığının 30 – 35 metre boy ve 140 cm.ye kadar çaplarda bulunan örnekleri alanın en önemli kaynak değerleridir. Alan ayrıca çok çeşitli flora ve faunaya da sahiptir.
Alanda bulunan su kaynakları ise yaban hayatı için önem taşımaktadır.

KÖKEZ
Aladağların Bolu Ovasına bakan kuzey yamaçlarındaki Kökez Bölgesi, çok yaşlı göknar ormanlarına sahip olması nedeniyle "Tabiatı Koruma Alanı" kaps***** alınmıştır. 324 hektar alanı kaplayan Kökez Tabiatı Koruma Alanına Bolu – Seben yolunun 18. km'sinden ayrılan orman yolu ile sahaya ulaşılabilinir. Uludağ göknarı, kayın ve gürgen başlıca ağaç türlerini oluşturur. Bolu İl Merkezinin içme suyu da bölgeden çıkan kökez suyu ile karşılanmaktadır.

AKDOĞAN RÜZGARLAR EBE ÇAMI

Bolu Merkez Yenigüney köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Ankara–Bolu karayolunun 168. km'sinden itibaren Yenigüney köyüne giden 2.5 km'lik yol ve aynı karayolunun 172. km'sinden ayrılan 1 km'lik yol ile ulaşılmaktadır. Nadir ve nesli tehlikeye düşmüş "Ebe Ç*****n" dünya üzerinde yegane tabii yayılış alanlarını teşkil etmesi bu sahalara eşsiz bir tabiat parçası özelliği vermektedir. Ebe çamı, karaçam, meşe sahadaki başlıca ağaç türlerini meydana getirmektedir.

BOLUDA TERMAL KAPLICALAR

Bolu'da Termal Kaplıca Turizmi
Bolu, jeolojik bakımdan Kuzey Anadolu fay tabakası üzerinde kurulmuş olduğundan çok miktarda jeotermal su kaynakları ve kaplıcalara sahiptir.
BOLU KAPLICALARI Şehir Merkezine 5 km. mesafede, Karacasu beldesinde bulunan kaplıcalar, Seben Dağları eteklerinde, çevresi ormanlarla kaplı sakin bir dinlenme yeridir. "Termal Turizm Merkezi" olan bölgede Termal Otel ve Büyük Kaplıca, Küçük Kaplıca Özel İdare Tesisleri ve Sağlık Bakanlığı’na ait Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi ile aile pansiyonları hizmet vermektedir. Önümüzdeki yıllarda yeni bir fizik tedavi hastanesi ve turistik tesisler hizmete girecektir.
Yüzyıllardan beri kullanılan Bolu Kaplıcalarından Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde de beğeniyle bahsedilmiştir. Doğal kaynaklı ve sondaj çıkışlı olan suyun sıcaklığı 42 – 44 ºC, PH değeri ise 6,3’tür. Kaplıca suyu; bikarbonatlı (%51,31 milival), sülfatlı (%46,66 milival), kalsiyumlu (%69,34 milival), magnezyumlu (%19,18 milival), karbondioksitli (251,6 mg/lt.) ve fluorürlü (1,9 mg/lt) bir bileşime sahiptir.

Banyo ve içme kürlerine elverişli olan sular, romatizmal hastalıklara, deri, kan dolaşımı ve kalp hastalıklarına, solunum yolu hastalıklarına, kadın hastalıklarına, sindirim sistemi, safra kesesi, böbrek ve idrar yolları hastalıklarına, kemik ve kireçlenme rahatsızlıklarına, metabolizma ve beslenme bozukluklarına, iyi gelmektedir. Büyük Kaplıca suları 1767 mg/lt eriyik mineral değerine sahiptir.

BOLU MÜZESİ
Bolu Müzesi 1975 yılında Müze Memurluğu olarak kurulmaya başlanmış ve çalışmalarını eski Güzel sanatlar Galerisi içerisinde sürdürmüştür. 1976 yılında yeni yapılan Bolu Kültür Sitesi’ne taşınan müze, 1977 yılında Müdürlüğe dönüştürülmüş, teşhir ve tanzim çalışmaları tamamlandıktan sonra da 14 Kasım 1981’de ziyarete açılmıştır. Bolu Müzesi günümüzde Kültür Merkezi binasının giriş katında bulunmakta olup, arkeoloji ve etnoğrafya olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Müzenin Arkeoloji bölümünde; Neolitik Çağ (MÖ.8000-5500), Tunç Çağı (MÖ.3000-1200), Eski ve Orta Tunç Çağı (MÖ.3000-2000)’na ait sileksten yapılmış el baltaları, ezgiler, ok uçları, gaga ağızlı testiler, ağırşaklar, saç iğneleri, idoller, pişmiş toprak eserler, kaseler, rhytonlar, fibulalar, kazıyıcı aletler ve keramikler bulunmaktadır. Bunları Frig, Lydia, Klasik ve Helenistik dönemlere ait eserler tamamlamışsa da, daha çok bu eserler yöresel olmayıp, diğer müzelerden ve satın alma yolu ile müzeye kazandırılmıştır. Arkeoloji bölümünün önemli bir kısmını Bolu yöresindeki Değirmenözü Köyü’nde, Yığılca Hacılar Köyü’nde, Çaygökpınar Köyü’nde ele geçirilen Prehistorik, Roma ve Bizans dönemi eserleri kapsamaktadır. Roma dönemine (MÖ.30-MS.395) ait heykeller, pişmiş toprak, cam ve madeni eserler de müzede bulunmaktadır. Bunların başında Herakles, Hermes, Asklepios, Hygeia ve Telesphoros heykelleri gelmektedir. Bizans dönemine (MS.395-1453) ait vaftiz tekneleri, kandiller, ikonalar, haçlardan oluşan bir koleksiyon bulunmaktadır. Müzenin altın gümüş ve bronzdan oluşan zengin bir sikke koleksiyonu vardır.

BOLU SAAT KULELERİ

Bolu Saat Kulesi (Merkez)

Bolu Saat Kulesi’nin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Günümüze gelemeyen bu saat kulesi eski çizimlerine göre, kare prizma gövdeli olup, üzerinde aydınlık feneri bulunan bir kubbe ile örtülü idi. IRCICA’nın fotoğraf arşivlerinde bu kulenin bir resmi bulunmaktadır. Buradan öğrenildiğine göre kulenin şehre bakan yüzünde yuvarlak bir saat kadranı bulunuyordu. Saat kulesi kayalık bir zeminde şehre hakim bir yamaçta kurulmuştu.

Mudurnu Saat Kulesi

Mudurnu’nun doğusunda bir yamaç üzerindeki saat kulesi, 1890-1891 tarihlerinde ahşap olarak yapılmış, 1900 yılındaki bir yangında yanmıştır. 1905 yılında Mudurnu Kalesi’nden sökülen taşlar ile Mudurnu hapishanesindeki mahkumlara yaptırılan kuleye bir Türk demirci ustasının yaptığı saat takılmıştır. Kule yaklaşık olarak 3x3 boyutlarında kare prizma gövdeli ve 12 m. yüksekliğindedir. Doğuya dikdörtgen söveli bir kapısı vardır. Bu kapıdan 30 basamaklı ahşap merdivenlerle üç yöndeki saat kadranlarının bulunduğu yere çıkılmaktadır. Kule, 1963-1964 yıllarında yeniden yanmış ve tekrar onarılmıştır.

Zafer Kulesi (Göynük)
Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, savaşın anısını gelecek nesillere anımsatmak amacı ile Kaymakam Hurşit bey önderliğinde Göynüklüler ilçenin göze çarpan bir yerinde Zafer Kulesi’ni 1923-1924 yıllarında yaptırmışlardır. Zafer Kulesi sekizgen bir temel üzerine Göynük’ün ahşap mimarisini yansıtacak biçimde üç katlı olarak yaptırmışlardır. Kaide üzerindeki katlar dikdörtgen olarak yapılmış ve her kenara yuvarlak kemerli birer pencere yerleştirilmiştir. Katlarda kuleyi çepeçevre çeviren birer balkon bulunmaktadır. En üst katta yuvarlak kemerli pencerelerin yerini yuvarlak pencereler almış, kulenin üzeri de bir külah ile örtülmüştür. Kule 1960 yılında, yapıldığı dönemin orijinalliğini bozmayacak şekilde restore edilmiştir.

BOLU CAMİ VE MESCİTLER

Ulu Cami (Merkez)

Bolu Büyük Cami Mahallesi’nde, Şehit Nazım Sokağı’nda bulunan Ulu Cami’yi Yıldırım Beyazıt yaptırmıştı.Yapıldığı tarih belli olmayan ilk yapı yıkılmış ve yerine bugünkü cami l901 yılında Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır.

Bugünkü Ulu Cami kesme taştan olup, içerisine doğu ve batı yönündeki kapılardan girilmektedir. Bu girişlere yedi basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Bunların altına da ab dest alma muslukları konulmuştur. Caminin asıl girişi kuzey yönündedir. Buradaki son cemaat yerinin ortasında bir kubbe iki yanında da beşik tonozlu bölümler yer almaktadır. Ancak burası dışa açık olmayıp altlı üstlü dört pencere ile adeta bina cephesi görünümündedir. Buradaki mermer kapı söveleri olan kemerli bir kapıdan içeriye girilmektedir. Oldukça aydınlık olan ibadet mekanının önünde büyük, arkasında da üç küçük kubbe bulunmaktadır. Merkezi kubbeyi dört payenin taşıdığı pandantif ve tromplar taşımaktadır. Mihrap iki ayrı renk taştan yapılmıştır. İki yanında yarım sütunların bulunduğu mihrabın üzeri yarım kubbe ile örtülmüştür. Minberi de mermerden olup güzel bir taş işçiği bulunmaktadır. Kapı ve dolap kapakları ceviz ağacından, üzerlerine geometrik desenler yapılmıştır. Caminin içerisi kıvrık dallar ve madalyonlardan oluşan kalem işleriyle bezenmiştir. Ancak bunlar yakın tarihlerde yapılmıştır. Ulu caminin iki minaresi olup, bunlar 1944 depreminde yıkılmış ve sonradan yenilenmiştir.

Kadı Camisi (Merkez)

Bolu Büyük Cami Mahallesi’nde, Atatürk Caddesi’ndedir. Kitabesi olmadığından ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak Bolu Livası Salnamesin’de banisinin Demirtaş Paşazade Mehmet Bey olduğu yazılıdır. Yapı üslubundan da XVI.yüzyıl eseri olduğu anlaşılmaktadır. Caminin yanında Osmanlı döneminde, kadılık binası bulunduğundan bu cami Kadı Camisi ismi ile tanınmıştır.

Cami dikdörtgen planlı olup, doğu ve güney cephelerinde arazinin alçak oluşundan ötürü iki katlıdır. Doğu, batı ve güney cephelerinde arazinin yüksekliğinden ötürü bir bodrum kat meydana gelmiştir. Bu nedenle de ibadet mekanı beden duvarlarından dışa taşmıştır. Son cemaat yerinin caminin ilk yapılışında dört kalın sütunun taşıdığı kubbeli ve revaklı olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Bugün caminin son cemaat yeri bulunmamaktadır.
Temelinden itibaren kesme taştan yapılan caminin girişi, saçak hattına kadar yükselen sivri kemerli, l.50 m. derinliğinde bir niş içmesindeki basık kemerli bir kapıdandır. Kapı söveleri ile kemeri mermer olan girişin üzerinde Kur’andan alınma bir ayet yazılıdır. Ayrıca bunun üzerinde de yuvarlak bir pencere bulunmaktadır.Beş kenarlı küçük mihrapçıklar giriş kapısının iki yanına yapılmıştır. Girişin ahşap kapıları kündekari tekniğindedir. Üç bölümden meydana gelen kapıda tüm yüzeyler geometrik şekiller ve yıldız motiflerinden oluşturulmuştur. Bunların üzerine de küçük çerçeveler içerisine alınmış kitabeler yerleştirilmiştir. İbadet mekanı kare planlıdır. İlk yapılışında kubbeli olduğu pandantif izlerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca caminin ağır taş duvarları da bunu kuvvetlendirmektedir. Bugünkü üst örtü ahşap çatılıdır ve bu çatının sonradan yapıldığı sanılmaktadır. Mihrap beş cepheli olarak dışarı çıkıntı yapmaktadır. Mihrap duvarının iki yanında altlı üstlü birer pencere açılmıştır. Bu pencerelerin alt sıradakileri dikdörtgen, üst sıradakileri yuvarlak kemerlidir. Caminin iki yan duvarında altlı üstlü ikişer penceresi bulunmaktadır. Mihrap kesme taştan mukarnaslıdır. Minberin kaidesi ile taç kısmı mermer, diğer bölümleri, korkulukları ahşaptandır. Girişin sağındaki minare kaidesi kare, gövdesi yuvarlaktır. Şerefe altı mukarnas bezemelidir.


İmaret Camisi (Merkez)

Bolu İmaret Mahallesi’nin Süreyya Sokağı’nda bulunan İmaret Camisi’ni Candaroğulları soyundan Mira Paşanın oğlu Şemsi Ahmet Paşa yaptırmıştır. XVI-XVII. yüzyıl yapısı olan bu cami deprem sonucu yıkılmış ve Sultan II.Abdülhamit tarafından yeniden yaptırılmıştır.
İmaret Camisi dikdörtgen planlı olup bir sıra kesme taş ve dört sıra tuğla dizileriyle duvarları bölmelere ayrılmıştır. Bu bakımdan duvarların ilginç bir görünümü vardır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Kuzey cephesinde dışarı çıkıntı yapan iki sütunlu ve üç revaklı bir son cemaat yeri olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Cami depremle yıkıldıktan sonra yeniden yapılırken eski şeklinden uzaklaşmıştır. İbadet mekanı girişte ve doğu ile batı cephelerinde de altlı üstlü ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. İbadet mekanın üzeri ahşap bir tavanla örtülmüştür. Bu tavanda göl şeklindeki bir orta göbekten çıkan ışınlar tüm tavanı kaplamaktadır. Ayrıca ay ve çiçek bezemeleri de onu tamamlamaktadır. Alçı mukarnaslı mihrap nişi dışarıya çıkıntı yapmamaktadır. Minberi ağaçtan olup geometrik motiflerle bezenmiştir. Caminin içerisinde süsleme elemanlarına rastlanmamaktadır. Kuzey batı duvarına bitişik olan minare kare kaidelidir ve Türk üçgenleri ile tuğladan yuvarlak gövdeye geçilmektedir. Caminin ilk yapılışında yanında medrese ile imareti bulunuyordu. Günümüze bunların kalıntıları gelebilmiştir.

Tabaklar Camisi (Merkez)

Bolu girişinde, Tabaklar Mahallesi’nin Atatürk Caddesi üzerinde bulunan Tabaklar Camisi Tahsin Ağa’nın maddi, Musahip Lütfü Beyin yardımıyla 1897yılında yaptırılmıştır.
Cami yeni açılan cadde üzerinde kaldığından ön kısmı yıkılmıştır. Bu nedenle de ilk yapılışındaki cephesi bilinmemektedir. Dikdörtgen planlı caminin kuzey yönünde iki sütunlu, ayna tonozlu yuvarlak kemerli cümle kapısı bulunmaktadır. Bu kapı üzerinde kitabesi bulunmaktadır:

İmam ül müslimin Abdül Hamit Han-ı Keremin Buyurdu yeryüzün ihsanlarıyla sertezer tezyin
Dolaşmaz nazara tayin-i bala bimari cudinde Ulaşmaz dergah-ı ihsanına endaze tahmin
Nazar-ı mağfuriyyeti oldu bin lutfuyla bu cami Delil oldu musâhib-i nadir
İhyaya sebeb oldu musâhib-i Nadir Rûh-u tahsinini şâd eyleye Allah anın
Garik-i nimeti Tahsin Ağa’nın nakd-i vakfından yapıldı sâye-i şahânede bu muhabbet-i zenğin
O sah-i Akdese kıldım dua arz eyledim târih Delil oldu lûtfu beri yapıldı cami-i Tahsin 1305
Ketebe Mehmet Nuri İslamboli İbadet mekanının giriş cephesinde altlı üstlü, yan ve mihrap cephesinde yuvarlak kemerli ikişer pencere bulunmaktadır. Ahşap bir tavanla örtülüdür. Mihrap kavisli bir niş şeklindedir. İki yanında kare kaideli iki sütun yerleştirilmiştir. Minare kaidesi caminin içerisindedir. Bu nedenle minarenin tuğla gövdesi çatının üzerinden başlamaktadır. Bu minare yıkılmış ve sonradan yenilenmiştir. Caminin yanında cami ile birlikte yapıldığı söylenen bir de çeşmesi bulunmaktadır.

Saraçhane Camisi (Merkez)

Bolu Büyük Cami Mahallesi’nde Atatürk Caddesi’ndedir. Caminin üzerindeki kitabesine göre Silahtar Ağası Mustafa Ağa tarafından 1749 yılında yaptırılmıştır. Arazi konumundan ötürü altına küçük bir bodrum yapılan cami moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Duvarların her dört sırası arasına dörder tuğla konularak ceplere hareketlendirilmiştir. Sade bir planı olan caminin giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır:

Bihamdü lillah ana fetheyledi ebvab-ı hayratı Kılıp mazhar bu hayr-ı mahza beis Hazret-i Mevlâ İdüp bu camii ihyâ hususuyle bu esnada Silahtar Ağası hayra mal Mustafa Ağa
Kıla beş vakit namaz anda duaya azmede cümle Deyup fakirhne ya rabbana kıl ecrini evfa
İman ve han müzzinler ederler hizmeta ikdam Olup her kainvechi mihrap selah ile züht-ü takva Sezadır şanına fevzi dua çok eyle her tarih Ola sayi anın makbul cennet-i Ulemaya
1163 (1749)

Bodrum üzerinde olduğundan camiye, dört basamaklı bir merdivenden sonra iki sütunun taşıdığı kemerlerin oluşturduğu üç bölümlü bir son cemaat yerinden girilmektedir. İbadet mekanı iki sıralı pencerelerle aydınlatılmıştır.Üzeri ahşap bir tavanla örtülü olup, önemli bir süsleme elemanına rastlanmamaktadır. Mihrap taştan, minberi de ahşaptan yapılmıştır. Mimari yönden orijinalliğini kaybetmiş olan caminin kare kaideli,yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Caminin üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Ayrıca cami girişinin solunda bir de çeşmesi bulunmaktadır.

Ilıca Camisi (Merkez)
Ilıca Camisi il merkezinin 5 km güneyinde, Ilıca Mevkiindedir. Kitabesinden öğrenildiğine göre İsfendiyar oğlu Kızıl Ahmet Bey’in oğlu Musa Paşa tarafından 1510-1511 yıllarında yaptırılmıştır. Cami 1949 depreminden büyük hasar görmüş, l960 yılında yeniden yapılmış ve eski kitabesi de buraya konulmuştur: Bana haz-el cami'ül şerîf vel-mâbed el-latif Musa Paşa İbn-i Kızıl Ahmed İbn-i İbrahim bey İbn-i İsfandiyar bey sahbu'l vekâr Lirahi Velideti tekaba’llahu Ruhül-Lahi eslafafehu (916) tulallah ömrü ahlafehu.Bugünkü durumuyla kare planlı, ahşap çatılı küçük bir camidir. Moloz taştan yapılmış olup yalnızca dışarıya doğru çıkıntılı, yay kemerli cümle kapısı kesme taştandır. İbadet mekanı oldukça basittir. Mihrap alçıdan mukarnaslı olup geometrik şekillerle bezenmiştir. İlk yapılışında önünde üç bölümlü bir son cemaat yerinin olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Yeniden yapılırken bu bölüm ortadan kaldırılmıştır. Yeni yapılan minaresi alçı ile yivlendirilmiş olup yapının mimarisi ile uyum sağlamamaktadır.

Ağdacı Camisi (Merkez)

Bolu İhsaniye Mahallesi, İsmet Paşa Sokağı’nda bulunan Ağdacı Camisini ismi belli olmayan, ancak Ağdacı olarak tanınan bir kişi tarafından l894’de yapılmıştır. Mimari yönden özellik göstermeyen bu yapı yaklaşık l.50 cm yüksekliğinde bir platform üzerindedir. Bugünkü yapı tamamen yenilenmiştir. İki sütunlu bir son cemaat yerine merdivenlerle ulaşılır. Buradaki sütunların arası camekanla kapatılmıştır. Kesme taş ve tuğladan yapılan cami kare planlı olup üzeri çatılıdır. Batı ve güney yönlerindeki pencerelerle içerisi aydınlatılmaktadır. Mihrap ve minberinin hiçbir özelliği bulunmamaktadır.

Karaçayır Camisi (Merkez)

Bolu Karaçayır Mahallesi’nde, Gülez Sokağı’ndadır. Vakıf kayıtlarına göre bu camiyi Musa Paşa’nın oğlu Mehmet Bey l571 yılında yaptırmıştır. Ancak depremler sonucunda yıkılmış ve yenilenmiştir. Bu nedenle de mimari özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Cami l944 yılında yeniden yapılmıştır. Beden duvarları tuğladan olup üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Mihrabının hiçbir özelliği bulunmamaktadır.

Karaköy Cuma Camisi (Merkez)

Bolu’ya 7 km. uzaklıkta bulunan Karaköy Cuma Camisi, Musa Paşa oğlu Mehmet Bey’in annesi tarafından 1562-1563 yılında yaptırılmıştır. Cami moloz taştan dikdörtgen planlı olup üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Giriş kapısı pembe mermerden yapılmıştır. Üzerinde çini yazılı bir kitabesi bulunmaktadır. Aynı çinilere caminin içerisinde çeşitli yerlerde de rastlanmaktadır. Ayrıca ahşap kapıları ile dikkati çeken bir yapıdır. Mihrap ve minberi de sanat tarihi yönünden oldukça değerlidir.

Yıldırım Camisi (Merkez)
Bolu Şehit Nazım, Pamukçular ve Büyük Cami sokakları arasında, şehir merkezinde bulunan Yıldırım Camisini, Yıldırım Beyazıt l382 yılında yaptırmıştır. İlk yapılışında o döneme (1389-1402) özgü biçimde ulu cami tipinde olan bu yapı XIX.yüzyılda yanmış, l899 yılında tek kubbeli olarak yapılmıştır. Ancak bu yapı da l944 depreminde yıkılmış ve yerine bugünkü cami, Klasik Osmanlı Mimarisi üslubunda yapılmıştır. Şehir merkezide oldukça geniş bir alanda bulunan cami dikdörtgen planlıdır. Arazi konumundan ötürü alt katına çeşitli dükkanlar yapılmıştır. Eski son cemaat yerinin olduğu yere yanlardan iki yuvarlak kemerli kapı açılmış ve bunların iki köşesine de kare kaideli iki mermer sütun yerleştirilmiştir. Buradaki altlı üstlü birer pencereden sonra da dışarı taşkın minare kaideleri yerleştirilmiştir. Bundan sonra ikinci bir son cemaat yeri meydana getirilmiştir. Buradaki son cemaat yerinin saçak silmesi caminin ibadet mekanının saçak silmesinden l.m aşağıda kalmıştır. İbadet mekanını örten kubbe son cemaatın önündeki iki paye ve dört köşedeki trompların üzerini merkezi kubbe oturtulmuştur. Kubbenin dışında kalan bölümler tromplarla örtülmüştür. Kubbe kasnağının her kenarına birer pencere açılmıştır. Kasnak basit ve pahlı bir silme ile sonuçlanmaktadır. İbadet mekanı giriş kapısının iki yanında ikişer, kapı üzerinde bir ve diğer kenarlarda iki sıra halinde sekiz, mihrap yanında da ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap yarım yuvarlaktır ve dışarıya taşkınlık yapmamaktadır. Caminin mihrap ve minberinin özelliği bulunmamaktadır. Kare kaide üzerindeki iki taş minare bulunmaktadır. Minare gövdesinin üzerine yivler yapılmıştır.


Yıldırım Bayezıt Camisi (Mudurnu)

Mudurnu’nun Bolu Caddesi üzerinde, ilçe merkezinde bulunan Yıldırım Beyazıt Camisini, Yıldırım Beyazıt’ın şehzadeliği sırasında medrese ve hamam ile birlikte 1382 yılında yaptırmıştır. Medrese günümüze ulaşamamıştır. Caminin kitabesi günümüze gelememiştir, bugün l900 yılında onarıldığını gösteren bir tamir kitabesi bulunmaktadır. Ancak eski minarenin kitabesi günümüze gelebilmiştir: Paşa Bey-zâde, İbrahim Ağaya Bilâ avnullah bu hayr oldu müyesser Şûyû oldu besmeleyle binâya Hitamında okundu Allahûekber
İnşâ iden el-fakîr Selim Mehmet Eş-şehîr bî-Paşa Beyzade Fatihât' ül-eser Fî gurre-i şehr-i
Ramazanü'l-muazzam 1l57 (l774)
Bunun yanı sıra caminin yanındaki hamamın Yıldırım Beyazıt tarafından yapıldığını belirten 1382 tarihli bir kitabe bulunmaktadır. Cami plan olarak Osmanlı Mimarisinde üç kubbeli son cemaat yeri ve tek kubbeli camiler gurubuna girmektedir. Caminin önündeki son cemaat yeri üç bölüm halinde olup orta kısmı kapalı yanları da açık olarak yapılmıştır. Ortadaki bölüm diğerlerinden daha yüksek ve gösterişlidir. İki yanındakiler üçgenlerle küçük kubbeye geçiş sağlanmıştır. Caminin giriş kapısı mermer söveli dikdörtgen şeklindedir. Cami kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Yanlardaki kemerlerle ana mekan genişletilmiştir. Duvarlara dayanan sekiz yarım payenin sağ ve sol uçları kemerler üzerine oturtulmuştur. Böylece dört kubbeye yerleştirilen sivri kemerli, yarım kubbeli, köşe hücreleri ile cami sekizgene çevrilmiştir. Ana kubbe de bunların üzerine oturtulmuştur. Kubbe kuzey bölümünde 21 X 19 m. ölçüsündedir. Kubbeyi taşımak için de ana mekanın duvarları kalın yapılmıştır. Aşağıdan başlamasına rağmen içerideki sivri kemerlerden ötürü kubbe yüksek gibi görünmektedir. Caminin mihrap duvarında dört, güney ve batı duvarlarında ikişer, bunların üzerinde de her duvarda birer pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Kubbe kasnağında da üç pencere bulunmaktadır. Caminin mihrabı beş sıra mukarnaslıdır. Bunun üzerinde ayetler yer almaktadır. Mihrabın orijinal kalem işleri silinmiş ve l960 yılında yenilenmişlerdir. Caminin minaresi kare taş kaide üzerine kısa ve silindirik gövdelidir.

Sultan Süleyman Camisi (Kanuni Cami) (Mudurnu)
Mudurnu Yıldırım Beyazıt Camisinin batısında bulunan bu cami Sultan Süleyman Camisi olarak bilinmektedir. Camiye neden Sultan Süleyman Camisi denildiği bilinmemektedir.Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Kitabesi günümüze gelememiştir. Cami dikdörtgen planlı olup üzeri çatı ile örtülüdür. Moloz taş duvarlı caminin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Duvarlarda iki testere dişi arasına bir sıra düz konulmuş tuğlalardan meydana gelen bir şerit yeknesak görüntüyü ortadan kaldırmaktadır. İç mekan kuzey cephesinde altlı üstlü sivri kemerli beş pencere , mihrap duvarında aşağıda iki yukarıda biri yuvarlak üç, pencerelerle aydınlatılmıştır. Güney ve kuzey duvarları birbirinin simetriğidir. İç mekanın üzeri tavanla örtülü olup mihrabı tavana kadar yükselmektedir. Mihrap ve minberin yanı sıra caminin de sanat tarihi yönünden bir özelliği bulunmamaktadır.
Caminin minaresi beş köşeli bir kaide üzerinde silindirik olarak yapılmıştır.

Yukarı Tekke Camisi (Gerede)

Gerede Kabirler Mahallesi Vezir Sokağı’nda bulunan Yukarı Tekke Camisini, kitabesinden öğrenildiğine göre Abdullah Efendi 1850-1851’de yaptırmıştır. Cami dikdörtgen planlı ker***ten yapılmış olup üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Yakın tarihlerde yapılan onarımlarla caminin orijinalliği bozulmuştur. Mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Caminin güney batı yönünde Abdullah Efendinin türbesi bulunmaktadır.


Yıldırım Camisi (Yeniçağa)

Bolu ile Gerede arasındaki Yeniçağa ilçesinin Eski Çağa köyündedir. Vakıf kayıtlarına göre XIV.yüzyılda yapılmıştır. Banisinin kim olduğu bilinmemektedir. Dikdörtgen planlı, üzeri kırma çatı ile örtülüdür. Yakın tarihlerde onarılarak özelliğinden uzaklaşan caminin kalın beden duvarları ilk yapısından kalmadır. Caminin kuzey kısmında, 8.35 X 15.25 m. ölçüsündeki yüksek bir sahanlıktan son cemaat yerine girilmektedir. İki yanda son cemaat yerine açılan iki penceresi ile bu pencerelerin ortasındaki bir kapıdan ibadet mekanına girilmektedir. İbadet mekanı iki yandaki ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Dışarı taşkın olmayan mihrabı bir niş şeklindedir. Cami içerisinde sanat tarihi yönünden üzerinde durulacak bir süsleme elemanları bulunmamaktadır.

Gazi Süleyman Paşa Camisi (Göynük)
Göynük’ün doğusunda ilçe merkezinde bulunan Gazi Süleyman Paşa Camisi’nin bulunduğu yerde, Süleyman Paşa’nın evinin olduğu söylenmektedir. Ayrıca Süleyman Paşa adına yapılmış camilerden biri olup, bunların ilki olduğu söylenmektedir. Vakıf kayıtlarına göre Süleyman Paşa adına yapılan ilk cami 1331-1335 yıllarında ahşap olarak yapılmıştır. 1875 yılında sel baskını sırasında yıkılmıştır. Sultan II.Abdülhamit’in isteği ile bugünkü cami l878’de yapılmıştır.
Gazi Süleyman Paşa Camisi Osmanlı Geç Devir Mimarisi özelliklerini yansıtmaktadır. İbadet mekanı 17.70 X 16,10 m ölçüsündedir.Yüksek bir platform üzerindeki cami kesme taştandır.Üzeri ahşap bir tavanla örtülüdür. Kuzey kısmında iki katlı bir son cemaat yeri bulunmaktadır. İbadet mekanı oldukça sadedir. Mihrap yarım yuvarlak şekilde olup dışarıya çıkıntı yapmaktadır. Bezeme olarak iç kısımda hiçbir özellik bulunmamaktadır.

TÜRBELERİ

Aktaş Türbesi (Merkez)

Bolu Karaçayır Mahallesi, Aktaş Sokağı’nda bulunan Aktaş Türbesi’nde, Halveti Tarikatına mensup, Diyarbakırlı Hacı Efendi, Şeyh Nasrullah Efendi ve Kalaycı Şeyh Ahmet Efendi ile isimleri belli olmayan iki kişi daha gömülü bulunmaktadır. Türbenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Türbe moloz taştan yapılmış olup, bir taraftan yanındaki camiye diğer taraftan da önündeki ek yapıya bitişiktir. Bugün bu türbeye ek yapıdan girilmektedir. Üzeri beşik tonozla örtülü olan, kare planlı türbenin duvarları dışarıdan kademeli olarak yapılmıştır. Türbenin içerisi üç yöndeki pencereler ile aydınlatılmıştır. İçeride bezeme olarak belirgin bir unsur bulunmamaktadır.

Gölyüzü Türbesi (Merkez)

Bolu Gölyüzü Mahallesi’nde Aktaş Sokağı’ndadır. Ne zaman ve kimin için yaptırıldığı bilinmemektedir. Türbe 6x6 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. Kenarlardaki basık ve yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır. Mimari yönden özelliği bulunmayan türbede altı sanduka bulunmaktadır. Bunlar Halveti Tarikatının kurucularından şeyh Haramani, Şeyh Tahir ve Şeyh Kamil’e aittir. Diğer üç mezarın yine Halveti Tarikatına mensup kişiler olduğu sanılmaktadır. Ancak bunların isimleri bilinmemektedir.


Yozgat Türbesi (Kasım Dede Türbesi) (Merkez)

Bolu’ya 7-8 km. uzaklıktaki Yozgat Köyü yakınında mezarlık içerisindeki bu türbenin de ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Küçük bir tepecik üzerinde bulunan türbe altıgen planlıdır. Kaide kısmı blok kesme taşlardan yapılmış, üzeri kubbe işle örtülmüştür. Girişin solunda ve onun karşısındaki iki pencere ile aydınlatılmıştır. Türbenin doğu cephesindeki giriş kapısı ana duvarlardan girintili ve niş halindedir. Yay kemerli kapısının üzerinde kitabesi bulunmaktadır. Türbe içerisinde yatan Kasım dede’nin kim olduğu bilinmemektedir. Halk tarafından yapılan onarımlarla özelliğinden uzaklaşmıştır.

Ümmi Sinan Türbesi
Bolu Dağlarının Köroğlu Tepesi’nde Tekke Köyü’nün yanında bulunan bu türbenin Fatih Sultan Mehmet’in hocalarından Ümmi Sinan için XV.yüzyılda yaptırılmıştır. Altı köşeli olan türbe kesme taştan olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Girişin sol tarafındaki bir pencere ile aydınlatılmıştır. Son yıllarda yapılan onarımlarla özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır.


Abdullah Efendi Türbesi (Gerede)


Gerede Kabirler Mahallesi, Vezir Sokak’ta bulunan Abdullah Efendi Türbesi, Yukarı tekke Camisi’nin güneybatı köşesindedir. Kare planlı olan türbenin üzeri çatı ile örtülüdür. Türbenin önüne bir de ziyaret kısmı eklenmiştir. Giriş kapısı üzerinde de bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabeden cami ile birlikte 1850 yılında yapıldığı öğrenilmektedir.
Kitabe:
Menbe-i feyzi ilâhi Rehberi Rahi hüda
Ravza-i Abdullah Efendi Mürşidi ehli sefa (1267) tarihi tamam
Aşk ile ya hay deyüp Etti hakka can feda.

Aşağı Tekke Türbesi (Gerede)

Gerede Seviler Mahallesi, Cami Sokağı’nda bulunan Aşağı Tekke Türbesi, kitabesinden öğrenildiğine göre Şeyh Halil Efendi ve oğlu Mustafa Efendi tarafından 1844’te yaptırılmıştır.
Moloz taştan sekizgen plan üzerine kurulduğu görülen türbe, gerçekte köşe dolgularının yuvarlatılmasından ötürü bu şekilde görülmektedir. Türbe kare planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Önüne bir de ayna tonozlu bir giriş kısmı eklenmiştir. Bu bölüm girişin iki yanındaki ve yan duvarlardaki birer pencere ile aydınlatılmış olmasına karşılık, asıl türbe yapısının her duvarında birer pencere vardır. Yuvarlak kemerli giriş kapısının üzerinde kitabesi bulunmaktadır.
Kitabe:
Delil-i Ruh-i huda kütb-i arifin idi himen fuyuzi tuttu enamı Halil Efendinin
Teceddüt etti yüzünden tarik-i saban-i gönüller oldu begâmi Halil efendinin
Bu irtikale tarihi tamdır irfan Cinane döndü mekânı Halil efendinin (1259).
Türbe içerisinde Şeyh Halil Efendi ile 1851 yılında ölen oğlu Mesut gömülüdür.

Akşemseddin Türbesi (Göynük)
Göynük’teki Gazi Süleyman Paşa Camisi avlusunda bulunan bu türbe Fatih Sultan Mehmet döneminin önemli alimlerinden Akşemseddin’e aittir. Akşemseddin, Hacı Bayram’ın ölümünden sonra, Bayramî Tarikatından Ömer Sekkin’e olan kırgınlığından ötürü Beypazarı’na sonra da Göynük’e gelerek yerleşmiştir. Akşemseddin 1459’da Göynük’te ölmüş ve 1459’da türbesi yapılmıştır. Türbe altıgen planlı, kesme taştan yapılmış olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Beden duvarlarının her birisinde sivri kemerli nişler içerisinde dikdörtgen altı pencere bulunmaktadır. Alt sıra pencerelerin üzerinde de ikinci sıra pencereler vardır. Giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmamaktadır. Türbe içerisinde dönemin ahşap işçiliğini yansıtan ceviz ağacından sandukası bulunmaktadır.

Ömer Sekkin (Sıkkıni Dede) Türbesi (Göynük)
Hacı Bayram’ın müritlerinden Ömer Sekkin’in türbesi de Akşemseddin Türbesinin 100 m. doğusunda bulunmaktadır. Ömer Sekkin’in ne zaman öldüğü kesinlik kazanmamakla beraber, Akşemseddin’den sonra öldüğü sanılmaktadır. Bu bakımdan Ömer Sekkin’in ölüm tarihi ve türbenin yapılışı ile ilgili kesin bir tarih verilememektedir. Bu arada türbenin yapılışı ile ilgili bir söylenti bulunmaktadır. Bu söylentiye göre; İstanbul-Bağdat kervan yolu buradan geçiyormuş. Kervan reislerinden birinin gördüğü rüya üzerine de bu türbe yapılmıştır.
Türbe yüksek bir platform üzerinde, meyilli bir arazide sekizgen planlı olarak yapılmıştır. Kesme taştan Osmanlı türbe mimarisinin bir örneği olup, arazi meyilinden ötürü de önüne iki sütunlu bir revak yerleştirilmiştir. Sekizgen planlı türbenin duvarlarına birer kenarı atlayarak birer pencere yerleştiri

Gönderen BoluBeyi, Pazartesi, 09 Kasım 2009 14:49 Yorumlar(0), Hepsini Oku
cetikören.com
Çstikören Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği


Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.




KÖYÜMÜZÜN BİYOGRAFİSİ
Çetikören, Bolu ilinin Dörtdivan ilçesine bağlı bir köydür.

Coğrafya :
Bolu iline 53 km, Dörtdivan ilçesine 11 km uzaklıktadır

İklim :
Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Ekonomi :
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Altyapı bilgileri :
Köyde, ilköğretim okulu bulunmaktadır. Ancak kullanılmadığından taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik, su ve kanalizasyon şebekesi mevcuttur.

Köyümüzün Muhtarı :

Sayın Mahmut KOÇAK 'tır.

BİZE ULAŞMAK İÇİN;

cetikorenkoyu@gmail.com
info@cetikoren.com



www.cetikoren.com





Gönderen BoluBeyi, Cumartesi, 10 Kasım 2007 23:39 Yorumlar(0), Hepsini Oku
 
GÜNDEM
 
Canlı Maç Sonuçları
iddaa
 

MKPortal M1.1.2b ©2003-2007 mkportal.it
Bu safya 0.06733 saniyede 20 sorguyla oluşturuldu